Güncel

Böyle Bir ‘Aşk’ ı Kaç Kişi Yaşıyor?

Hugo’dan Drouet’ye, Yılmaz Güney’den Çehre’ye büyük aşkları ölümsüzleştiren mektuplar…

 

Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye

Bütün bu karanlık ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz, Juliette’im.

Sevgi istedim getirdiniz, sağ olun!

Gizlendiğim yerlerde, sürekli tehlikede beklemekle geçen gecelerin sonunda, kapımda parmaklarınızda titreyen anahtarın sesini duyduğumda, kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu! Çatışmalara ara verildiğinde yanı başımda olduğunuz o korkunç, ama müthiş tatlı saatleri asla unutmamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski eşyayı, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz soğuk tavuğu yaşamımız boyunca unutmayalım; tatlı konuşmalarımızı, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım.

Beni sakin ve dingin gördüğünüze şaşırmıştınız.Bu sakinlik ve dinginlik nereden geliyor, biliyor musunuz?

Sizden…

1

 

Napolyon’dan Josephine’e

“Seninle dopdolu olarak uyanıyorum. Yüzün ve dün akşamın o insanı sarhoş eden anısı duyularımı bir an bile rahat bırakmadı. Tatlı ve eşsiz Josephine, kalbimde ne garip etki yaratıyorsunuz siz.

Kızıyor musunuz? Üzgün müsünüz? Kaygılı mısınız?

Ruhum üzüntüden yorgun düştü ve dostunuz için artık huzur diye bir şey yok. Ama bana egemen olan o derin duyguya kendimi teslim ederek dudaklarınızdan, kalbinizden beni kavuran bir alevi çekip aldığımda benim için daha da fazlası söz konusu demek ki…

Ah!

Yüzünüzün siz olmadığını asıl bu gece iyice fark ettim. Üç saat sonra göreceğim seni.

Beklerken, mio dolce amor (benim tatlı sevgilim), bir milyon öpücüğü kabul et; ama sen bana öpücük verme sakın, çünkü kanımı kavuruyor.”

2

 

Kafka’dan Milena’ya

“Yeryüzünde tam olarak bildiğimiz şeyler çok azdır ama şunu iyi biliyoruz ikimiz de: ‘Biz hiçbir zaman birlikte olamayacağız.’ Yarın yataktan kalkamayacağımı bildiğim gibi. Bu kalkma işi insan iradesinin de üstüne çıkıyor galiba.

Hesapladığımdan daha önce göreceğiz galiba birbirimizi. Ama yine de hiçbir zaman birlikte olamayacağımızı düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. ‘Önce’ ile ‘hiçbir zaman’ birbirinin aynı olan kelimelerdir.

İki saat boyunca sedirde uzanmış seni düşünüyordum. Şunu iyi bil ki Milena biz yanyana gelmiş benim yere yığılmış varlığımı izliyoruz ama senin yanında duran ben cansızım artık.

Artık sonbahar da oyun oynuyor benimle. Zaman zaman kuşkuya düşecek kadar yanıyor yine kuşkuya düşecek kadar üşüyorum.”

3

Cemal Süreya’dan Zuhal Tekkanat’a

“Hayatımsın.

Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: Benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır.

Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum.

Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanı başımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak.”

4

 

Nazım Hikmet’ten Piraye’ye

“Karıcığım,

Bu seferki ilk mektubuma senin için yazdığım bir şiir ile başlıyorum:

Saat dört
yoksun
Saat beş
yok
Altı, yedi,
ertesi gün, daha ertesi
ve belki
kim bilir…
Hapisane avlusunda
bir bahçemiz vardı.
Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı.
Gelirdin,
yan yana otururduk,
kırmızı ve kocaman
muşamba torban dizlerinde.

Kuzum karıcığım, bu şiirleri iyi oku. Yazdıklarımın en ustaları değilse de en yalansızlarıdır. Seni nasıl yalansız, süssüz, sanatsız seviyorsam, bunlar da öyle…”

5

“Wolfgang Amadeus Mozart’tan Constanze’ye

Son sayfayı yazarken, kağıdın üzerine birbiri ardına gözyaşları düşmeye başladı.

Ama neşelenmeliyim-yakala!-şaşırtıcı sayıda öpücük uçuyor havada. Şeytan! Havada kaynıyorlar!

Ha!Ha!… Üçünü yakaladım.Harikulade lezzetliler! Bu mektuba yanıt verebilirsin, ama mektubunu Linz Postanesi’ne göndermelisin. En güvenli yol bu. Regensburg’a gidip gitmeyeceğimi henüz tam olarak bilmediğimden, sana kesin bir şey söyleyemiyorum. Zarfın üzerine, gelinip alınıncaya dek mektubun bekletilmesini yaz. Adieu.

Çok sevgili, sevgililerin sevgilisi minik karım. Sağlığına dikkat et; kasabada dolaşmayı aklından geçirme. Lütfen yaz ve yeni yerimizi nasıl bulduğunu anlat bana, Adieu.

Seni milyonlarca kez öpüyorum.”

6

 

Frida Kahlo’dan Diego Rivera’ya

“Senden niye vazgeçtim Diego,

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim. Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim. Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim. Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim. Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim. Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim. Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim. Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”

7

 

Héloise’den Abélard’a

“Elin. . . elin değmis bu mektuba.
Teşekkür ederim; bana yazmamışsın ama.
Aşık olduğum elin. O aşka ssusamışım.
Hakkım var o elin yazdığı mektubu açmaya.

Çünkü aşkım ölümüm oldu benim.
Şairlik taslamıyorum.
Gerçek bu: Sen olmayan her şey için ölüyüm ben.
Her gün seni unutacağım diye yeminler ediyorum,
Sonra seni düsünürken kendime yakalanıyorum.
Zaaflarima kızıp köpürüyorum,
Sonra iyi ki zayıfım diye şükürler ediyorum.”

8

 

Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e

“Sabah gözlerimi sana açarım.

Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum.

Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmezki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş… hepsi. Ençok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini…”

9

Hürrem Sultan’dan Kanuni Sultan Süleyman’a

“Ömrüm, azizim, sultanım, Allah’tan tek dileğim ve yüreğimin biricik arzusu, size tekrar kavuşabilmek ve ışık saçan yüzünüze bir defa daha bakabilmektir. Rabbimden elbette dilerim ki benim sultanım, candan ve gönülden sevdiğim şahım, dünyada ve ahirette hep mutlu olsun. İyi biliyorum ki benim sultanım, bu kulunu, kaderin bir cilvesiyle gördü ve sevdi, bu kuluna mutluluk ve huzur ihsan etti. Bu yüzden, mutlu olacağım gün, sadece size kavuşacağım gündür. Size, gözyaşlarımı damlattığım bir elbise gönderdim. Hatırım için giyesiniz. Fakir ve hakir cariyeniz Hürrem”

10

 

Yılmaz Güney’den Nebahat Çehre’ye

“Şu yeryüzünde üç milyarı aşkın insan yaşar yavrum, üç milyarı aşkın yürek atar, durur. Şu üç milyarı aşkın insanların bir kısmı aç, bir kısmı hasta, bir kısmı yaşlı, bir kısmı aşık. Dünyanın neresinde olursa olsun, sevda için yanan binlerce insan vardır. Ve biz, bu üç milyardan yalnız
iki kişiyiz.

Her şeyin bir kanunu vardır. Ama sevdanın kanunu, yolu, yordamı yoktur. Akıp giden, aktıkça da büyüyen bir sudur sevda. Irmaklar sonlarını denizde kaybolmuş bulurlar. O denizin içinde kimsenin bilmediği ırmaklar, dereler, çaylar vardır. Ben o denizlerin içinde kaybolan, ne olduğunu hatırlamayan ırmaklardan biri olmak istemiyorum.

Ben, kendi denizimi kendim yaratmak, kendi toprağımı kendim sulamak ve akmak, hep akmak istiyorum. Ama nereye, nasıl? Bütün bir hayatın sonu elleri soğuk bir ölüme bağlanır. O denizlere koşan ırmaklar gibi.”

11

Simone de Beauvoir’dan Nelson Agren’e

“Seni ve beni düşündüm. Biz birbirimizi anılarımız, umutlarımız ve mektuplarımızla, aramızdaki mesafeye rağmen seviyoruz, bu aşkı gerçekten bitmeyecek, mutlu bir aşk yapabilecek miyiz? Yapmalıyız. Yapabileceğimize de inanıyorum; ama kolay olmayacak. Nelson, seni seviyorum. Ama sana hayatımı adamazsam bu aşkı hak eder miyim? Hayatımı sana adayamayacağımı açıklamaya çalışmıştım. Beni anlıyor musun?

Benden bütün hayatımı istiyorsun demek istemiyorum, söylemek istediğim sadece şu: Tekrar karşılaştığımızda ne olacağını bilmiyoruz ama; yalnız şunu biliyorum ki ne olursa olsun, sana her şeyimi veremem, bu yüzden de kendimi kötü hissediyorum. (…) Aşkın sadece “seni seviyorum” demekten fazla bir şey olduğunu, gerçeği söylemeye çalışmanın da aşk olduğunu hissedebiliyor musun? Aşkını istediğim kadar aşkını hak etmeyi de istediğimi anlıyor musun?”

12

Albert Einstein’dan Mileva Maric’e

“Sevgili Fraulein,

Size yazma arzum, uzun zamandır mektubunuzu yanıtlamadığım için hissettiğim ve eleştiren bakışlarınızdan kaçınmama neden olan suçluluğu sonunda yendi. Fakat şimdi bana kızmakta haklı olsanız da çürük bahaneler arkasına sığınarak daha büyük suç işlemediğim ve dosdoğru bağışlanmak -ve en kısa zamanda bir cevap- istediğim için biraz olsun hakkımı vermelisiniz.

Öğrenime devam etmek için buraya dönmek istemeniz beni mutlu etti. Çabuk gelin, kararınızdan pişman olmayacağınızı biliyorum. En önemli çalışmalarımıza en kısa zamanda yetişebileceğinizden eminim. Yine de üzerinde durduğunuz konuları yeniden anlatmak beni çok huzursuz ediyor. Konuları sadece burada uygun bir şekilde düzenlenmiş ve açıklanmış olarak.”

13

Comments

En Popüler Yazılar

To Top